Şipidi’ler Hong Kong’ta…

19 Eylül 2012

Bir pazar sabahı ortalık sakinken okurduğum yamuk sandalyeden arkaya dönüp baktığımda yoğun bir tempo ile karşılaştığım gerçeği var. Hayattaki değişikliklere adapte olmak için zamandan biraz çalabilmek istiyorum. Yorgun ama keyifli olmak sanırım en büyük artı halinde haneme yazıldı.

….

Hong Kong öncesi 3 günlük bir Taiwan gezisi var ama o kısım işle karışık bir durum olduğu için çok detay içermiyor. Damgasını vuran Hong Kong ise daha eğlenceli ve değişik. Bakalım sizi de oralara götürebilecek miyiz?

Havaalanının kapısındaki metro haritası ile başlıyoruz. İşin en güzel yanı bu kısım idi. Metro ile her yere ulaşmak mümkün. Elinize alacağını bir harita ile gitmek istediğiniz bütün yönlere ulaşabilen bir metro ağı. Kısacası taksiyi boşverin…

Hong Kong bir ticari ada. Anakaraya köprü ile bağlantı yapılmış. Metro ile başlayan yolculukta bunu canlı canlı yaşıyorsunuz. Her yer irili ufaklı gemi dolu. Limanlar da cabası. Kocaman kontenyrları görünce “Made in Taiwan, made in China ve made in Hong Kong” cümleleri gözümün önünden geçti.

Metro ile otele ulaş, bavulları bırak ve el, yüz yıkama. Nefes alarak enerjiyi toparla ve harita ile yollara düş…

 

Öncelikle yemek kısmını çözmek lazım. Çeşit çok. Özellikle caddelerde irili ufaklı fast food tarzı yerel yemek yapan yerler var. Gelin görün ki ben kendimi “Her şeyi yer!” diye bilen insan olarak bir adım öte de durdum. Öncelikle ülke gelelinde burnunuza çalan baharat ve balık kokusu var. Bu tür dükkanlara yaklaştığınızda bu kokunun derecesi artıyor. Ve itiraf ediyorum ki bu dükkanlar temiz değil. Kafanızı biraz uzattığınızda mutfağı ve çalışanları rahatlıkla görüyorsunuz. O anda açlık duygunuz hızla yerini kaçıp gitme arzusuna bırakıyor. Kısacası önerimiz; daha oturaklı yerlerde yemek yemek. Fiyat olarak en pahalı yerden bile adam başı 20-25TL’ye çıkabilirsiniz. İşte biz bu kısımda kendimize bir Şuşi’ci bulduk. Açık bar mantığında oturup, önünüzden sıra halinde geçen şuşi tabaklarından istediğinizi alıyorsunuz. Tabakların rengine göre fiyat belirlenmiş. Sınırsız yeşil çay eşliğinde olay tamamlanıyor. Yok bu da çözüm olmadı. Adım başı “7Eleven” marketleri var. İçinde ne olduğunu anlatan hazır yiyecekler ve paket halinde taze salatalara ulaşmak mümkün. Bu da mı olmadı, o zaman McDonald sanırım iş görür. Her şey ingilizce olduğu için herhangi bir karışıklık olmadan (domuz etini özellikle belirtiyorlar.) karnınızı doyurabilirsiniz.

Karnımız da doyduğuna göre artık keşif zamanı. Elimizde harita ile vurduk yollara. Kalabalık bir şehir ama nedense yürüdüğümüz yollarda insan yok. Biz bir şeyi yanlış yapıyoruz bakışları içinde Dino ile kafamızı 15 derece ile yukarı kaldırdık. Haifi başlayan yağmur ile fon tamam. Neden mi insan yok? Çünkü yukardan gidiyorlar. Yukardan gitmek?? Gökdelenler arasında üst geçitler yapılmış. Bu üst geçitler ile yağmurdan ıslanmadan, trafikten etkilenmeden karşıdan karşıya geçiliyor. Kocaman bir üst geçit ağı var şehirde… Bu kısımda çözüldü.

“Ooo.. Şimdi siz feci alışveriş yaparsınız. Boş bavulla gidin!” Yola çıkmadan önce en sık duyduğumuz cümleydi. Dolu bavulla gittik ama ordan boş, ufak bir bavul almak durumunda kaldık. “Market” dedikleri, bizim açık pazar mantığında çok büyük sokak pazarları bulunmakta. İşin güzel tarafı bunları gruplandırmışlar: “Lady Market”, “Sports Market”, “Flower Market”, “Jade Market” gibi… Bir de hepsinden biraz bulabileceğiniz “Night Market” var. Aslında gece kurulan bir pazar ama açılışı gündüzden yapıyorlar. Gece gitmenin en büyük avantajı pazarlık yapabilmeniz. İngilizce sıfır. Sadece sayıları söyleyebiliyorlar. Bazısı ise eline hesap makinasını alıp fiyatını yazıyor. Pazarlıkla %50 civarında düşük bir fiyata istediğinizi alabiliyorsunuz. Genellikle pahalı markaların iyi kalite sahteleri var. “Hermes” marka bir çantanın üzerine çakmak ile alev tutup testten geçirildiğinde gerçekten iyi kalite bir sahteye sahip olduğunuzu size gösteriyorlar. Pazar gece 12.00/12.30 civarında kapanıyor. Şiddetle tavsiyem bu saatlere yakın gitmek. Pazarda en az 2 saat geçireceğinizi hesaba katarak…

Gündüz gözü ile “Flower Market”… Orkideler almış başını gitmiş, gonca güller her yerde… Burdaki en büyük problem fotoğraf çekimine izin verilmemesi. İnanılmaz bir renk şöleni ve ben dudağımı sırarak gözlerimle beynime kazıma telaşındayım. Gizli gizli çekilen bir kaç fotoğraf…

Pazar yerlerinin yanı sıra standart dükkanlarda var. Fiyatlar genellikle Türkiye ile aynı. Bu dükkanların olduğu sokaklar inanılmaz kalabalık… Reklam yapanlar, yiyecek satanlar ve sadece dolaşanlar;

Son gün planı hazır: Disneyland. Havaalanı yolu üzerinde olması ve metro ile ulaşımın sağlanması çok büyük bir avantaj oldu bizim için. Havaalanına bavulları teslim ettikten sonra kendimizi Disneyland’e özel metroda bulduk…

 

Kalabalık devam etmekte. Bölgede yaşayanlardan pazartesi olmasına rağmen (Bu kısımda işe gitmiyorlar mı? düşüncesi içindeydik) kalabalık bir şekilde burdalar. Özellikler çocuklar çok heyecanlı. Yüzlerinden anlaşılıyor.

Çok büyük bir alana kurulmuş kocaman bir Disney studyosu olarak düşünebilirsiniz. Aklınıza gelebilen her şey var. Kahramanlara göre alanlara ayrılmış. Başınızı hangi yöne çevirirseniz çevirin bir aksiyon ile karşılaşıyorsunuz. İlk olarak geçit töreni. Bütün kahramanlar burda;

Girişte aldığınız bilet ile içerdeki her aktiviteden yararlanıyorsunuz. Sadece yaklaşık 60 dakika sırada beklemeyi göze almanız gerekiyor. Minimum 60 dakika. En son bir “Roller Coaster” da 85 dakika bekleme süresini gördüğümüzde kendimizi en yakın oturma alanına attık. Bu sadece aktiviteler için değil, yemek yenen resturantlar için de geçerli. Aralarda küçük arabalarda satılan yiyecekler olmasaydı aç kalacaktır.

“Sonsuzluk ve ötesi!” Gelecek dünyasından haberler;

Kocaman bir oyuncak dolabına düştük desek;

Yoğun geçen günün ardında alandaki marketlerden alışveriş yapmak istediğimizde fiyatlar ile yüzümüz buruştu. Belki de pazarlardaki fiyatlar bizi kötü etkilemişti ya da ticari mantıkta Disney yetkilileri inanılmaz bir mantık sergiliyorlar. Sessizce uzaklaşmayı tercih ettik…

Bir Hong Kong gecesi ile noktayı koymaya az aldı…

 

Uçtuk, uçtuk, uçtuk… Kapıyı anahtarla açmanın keyfi. Bir yolculuğun en mutlu anı.

Mutlu Son…

Etiketler:
Kategori: Hayattan
{ 1 Yorum }
  • 20 Eylül 2012 tarihinde İPelinChef dedi ki;

    Sevgili Ayşem,
    Bir sene önce biz de aynı şeyleri yapıp, aynı duyguları yaşamıştık. Bir kez daha oraları senin gözünden görmek hoş oldu benim
    için.
    Sevgiler

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad:
    Yorum:

    Ayşem Öztaş

    O sanatçı, O pastacı, O sihirbaz, O becerikli, O yaratıcı, O sabırlı, O sevgi dolu, O hayatı işiyle bütünleştirebilen nadir insanlardan, O anne, O hayat dolu, O insanla, O sevgili bir eş…

    1972 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü Mezunu. Yaklaşık 10 yıl Ankara’da ve 3 Yıl Istanbul’da geçen ağırlıklı Elektronik sektöründe geçen satış ve pazarlama üzerine iş hayatı… Hep insanla hep müşteri ile hep hayatın içinde.

    Devamını Oku...

      James Oliver