Çok Pardon… Egoma Yenik Düştüm.

27 Kasım 2012

Bildiğim egoma yenildim bundan 6 ay önce…

Gözümdeki pırıltıya kandım, isteyerek yaptım.

1 yılı geçkin süre önce başlayan yolculuğumuzun gerisine doğru bir adımdı.

Nerden bilecektim ki o geriye doğru attığım adım, aslında benim için bugün ileri doğru attığım adım olsun…

Şimdi mi?İyi ki egoma yenilmişim…

Çok açık bir mektup bu:

Ajanslara, ürün tanıtımı için emek harcayan markalara ve onlar için bütçelendirme yapan çalışanlara…

Uzun zamandır yazı yazıyorum. Takipçi sayım? Bilmiyorum. Yolculukla birlikte takipçi sayım için endişe etmeyi bıraktım. Kendim için yazdım. Mümkün olan deli işlere, acaip reçetelere hayata geçirmeye çalıştım ve çalışıyorum. Ve bunları paylaşmak istedim. Neden mi? Aslında hiçbir şeyin göründüğü kadar zor olmadığını, “Zor” kelimesinin beynimizin aslında bize koyduğu engel olduğunu önce kendime göstermek ve sonra başkalarına anlatmak için… Bahsettiğim yolculuğun başında bu bir eğitimde tartışma konusu oldu: “Ayşem, neden böyle yapıyor?” Açıklama: “Farkındalık bulaşıcıdır. Farkındalığı yaşayan bunu çevresine bulaştırmak ister…” Paylaşma derdimin sonucu karşımda duruyordu. Eyvallah…

Zaman geçti, markaların, ajansların dikkatini çekmeye başladı. Tatata.. Keşfedilme duygusu, değer verilme ve önemsenme… Gel bakalım canım egom, cicim egom… Ürün paketleri, davetler, teklifler… Egoyu beslemeye devam. Egom aç, doyurmak lazım…

Bir süre sonra bu durum gerçekten işin içinden çıkılmaz hal aldı. Bu üçgendeki herkes haklı. Marka haklı ürünü ön plana çıksın ister, ajans haklı verilen düşük bütçelerle en iyisini yapmak durumda, blogger haklı beğenilme ve takdir görme duygusunu beslemek lazım… Kısacası bunlar hep bir yazıya dönmeli, sayfalardan okuyucuya ulaşmalı. Bir gün çok farklı bir yerden bir yazı geldi: ” Değerli basın mensubu..” Dın dın dın… Hayali gazetecilik olan birisi olan bana gelen bir mektup. İşte egom tavan ama kalbim yerlerde… Çünkü ben basın mensubu değilim.. Ben kendi halinde, yazı yazan bir kişiyim…

Bundan sonra gelen davetler nazikçe red edilmeye başlandı. Hadi itiraf edeyim egom fıştıkladı beni. Seçmeye başladım. Aklıma yatanı yazdım, aklıma yatmayan ile sevgi dolu bir şekilde yolcu ettim. Çünkü herkes işini yapıyor…

Akabinde davetler azaldı, ürünler gelmez oldu. Denge değişti. Egom yerlerde ki bana çok kötü fena küfrediyor, kalbim rahat. Bu arada farklı bir yol açıldı. Bilgiyi paylaşmak…  Bunu örnekle açıklamam lazım. Evde yapılan bir nar ekşisi çalışması ve durumu sosyal medyada paylaşma. Ertesi gün ajanstan telefon: “Ürün göndermek istiyoruz..” Bak sen egoya, silkindi… “Üzülerek kabul etmiyorum. “dedim. Haha ego yerlerde… “Bir dakika, şirket sahibine veriyorum telefonu…” Noluyoo yaa?.. ” Ayşem, naber?” Hey, tanıdık bir ses…” Ayşem ben seni biliyorum. Sevgilerimi gönderiyorum.” Markanın haberi yok ama beni marka hakkında en azından deneme isteği uyardı. Hopp bingo!!! Bu saatte kadar eve alınmamış bir ürün. Tesadüfen yazdığımız bu gönderiye başka birisinin verdiği bir cevap, ajansa yönlendirme.. Farkında olmadan kazanılmış 2. müşteri… Geçmişte veya gelecekte ne olursa olsun reklamın iyisi de kötüsü de “Kulaktan kulağa” olandır. Hadi şimdi bu cümleyi internet ortamına alıyoruz: “Yazılandan yazılanadır.”…

Sonra işlerine saygı duyduğum kişiler kaldı elimde… Hani kıramayacağız, canı gönülden işlerini desteklediğiniz. Bakış açısının yanı sıra sözler değerli oldu. Onların projelerine canı yürekten destek oldum. Hatta kimi zaman ben yan çizdim ama Dino üzerinden geldiler. Benim daha haberim yokken Dino “Gidiyoruz” dedi. “Ben bilmem, beyim bilir.“ hareketine destek sonsuz. :)

İşte 6 ay önce egoma yenik düştüm kısmına geldik. Verilen sözün çok cazip geldi. Çok baştan çıkarıcı idi. “Evet” dedim. Sözler önemlidir. Çünkü onlarla anlaşırız, kavga ederiz, aşk yaşarız. Hele ki sorumluluk altına alınan sözler daha önemli olur. Verilen söz karşısında egom da kalbim de sevinmişti. Bugün kalbim kırık, egom ise sinirli. İkisini dengelemem lazım. Yoksa işler rayından çıkar. Egomu sessizce susturdum, kalbimi ise şefkatle fısıldadım. “Senin için o sözün yerine gelmesi önemli mi?” … Olsa da olur, olmasa da… Sadece sözün açıklamasını beklemek. Saygı… Saygı duymak ve niyet etmek. “Yazılandan yazılana” dedik,  dikkat etmek lazım…

Sevgili markalar ve ajanslar; bu bir açık mektuptu size… Lütfen tanıtım için bu sayfayı bir araç olarak görmeyin. Davet listelerinden gönül rahatlığı ile “Peçete’den Notlar” sayfasını ve sahibesini çıkarabilirsiniz. Fikir, düşünce paylaşımı sonsuz. Elimizden gelen destek sonsuz ama “Ürün tanıtımı” bu noktada son bulmakta.  Takdir ettiğiniz için teşekkürlerimi sunarım. Emeği geçen herkes sağ olsun, var olsun…

Evet, Sayın “Peçete’den Notlar” okuyucusu;  daha daha nasılsınız? …

Kendime not: “Her yazarın katılacağı gibi en şanslı, en güzel yazım aşamasında kelimeleri siz yazmazsınız,  kelimeler sizden dökülür.” (Ruby Sparks)

Okuyucuya not: Fotoğrafın hiç bir konu ile alakası yoktur. Yazar güneş ışığı ve yumurta sarısını sevmiştir. Daha da gerçeği konuya uygun fotoğraf bulamamış ve çekememiştir.

Etiketler:
Kategori: Hayattan
{ 29 Yorum }
  • 27 Kasım 2012 tarihinde Ufuk SITKI dedi ki;

    Bu yorumun yazarın yazısı ile bir ilgisi yoktur…Yorumcu, yazarı (blog sahibini) çok sevmiştir/sevmektedir.Bu yorumu da onun için sabahın köründe yazmıştır. Daha da gerçeği artık süslü püslü yeni yıl tarifleri beklenmektedir. Bu yorum biraz da onun içindir ey Ayşem Sultan!!

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Has Sultan; sana boynumuz kıldan ince, sözümüz çiğ tanesidir :)

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Figen Karavaş dedi ki;

    Oyyy sonunda içimdekileri döken üstelik başarı ile sözlere döken bir zat-ı muhterem!:) Ellerine sağlık, düşünceleirne sağlık kuzum! Bu sebeplerden ötürü 1 yılı aşkın süredir blog yazmıyorum, sogudum geri cektim kendimi. Blogger olmak bu değildi geçmişte. ne güzeldi eski blogger arkadaşlıgı, blog yazmak.
    Seni canı gönülden kutluyorum, yolun hep acık olsun:))

    Öperim kokulu kokulu:)
    Bu mesaja onay verilir mi bilmem:)

    Figen Karavaş

  • 27 Kasım 2012 tarihinde A-H dedi ki;

    Merhabalar yeni kesfettim blogunuzu, cok canli ve icten :)
    Siz reklamlari ve urunleri bosverin, eminim icten anlatiminizdir seyircilerin gonlunu fetheden.
    Konuyla alakasi olmasa da bende pek sevdim isigi ve yumurta sarisini…

  • 27 Kasım 2012 tarihinde nnbaLo dedi ki;

    ego ile kalp arasındaki ilişki bana da çok uyuyor :) çok da güzel anlatmışsınız…

  • 27 Kasım 2012 tarihinde arzenonat dedi ki;

    sitenizi uzun zamandır takip ediyorum ve harika ama lütfen artık bol tarif verin.ben hergün siteye girip de yine yok deyip uzuluyorum.sevgiler

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Vijdan dedi ki;

    Ohhh sonunda Ayşem geri döndüü :))

    Yuppii :))))

    Ben kendi adıma inan çok sevindim :)

    Sevgiler

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Akın Kamacıoğlu dedi ki;

    Çıkara dayalı bir dünyada “paylaşmayı”, ” sevgiyi”, ve “saygıya” zor buluruz diye düşünüyorum.

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    A-H, biz bu durumda elden gel diyoruz.. :) Sevgiler :)

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    taa oralara selam olsun…

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Arzenonat çok yakındır.. Hatta eli kulağında :)

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Vijdan, güzel haberlerini aldım. Sevgiler.. :)

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Akın abim gelmiş, hoşgelmiş. Eskilerden taze bir nefes oldunuz. Çıkar dünyasını aslında yaratan egolarımız. Ben kendim yarattım ve yine kendim bitirme adına veya bu çarkın dışına çıkma adına adım attım. Birken, çok olacağız… :)

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Akın Kamacıoğlu dedi ki;

    Sevgili Ayşem; dostlarımı hiç bırakmadım. Uzaktan da olsa devamlı izliyorum ama çoğu ayrılmış bu alemden. İnatla dediğin gibi “bilgiyi” paylaşmaya devam ediyorum.

  • 27 Kasım 2012 tarihinde fulya dedi ki;

    Hocam budur diyorum başka birşey demiyorum. Ne derseniz deyin ben şu sayfalardaki tanıtımlardan, ordan burdan fışkıran reklamlardan hiç ama hiç hoşlanmıyorum. İnanılırlığı, bizden biri olduğunuz duygusunu zedeliyor. Diyelim ki var bir ürün, sizi hiç yanıltmamış kek yaparken mesela. Filanca yumurta, ya da falanca kek kalıbı. İsteyen yazabilir yazısında adını, link vermek şart mı? Kararınız için tebrikler. Yani bu sizin için ne kadar değerlidir bilmem ama size olan saygım yerden göğe artmıştır .. NOKTA..

  • 27 Kasım 2012 tarihinde Berceste dedi ki;

    En bastan egoya yenik dusmemekle iyi etmisim diyorsun yani simdi sen bana oyle mi? :) Elimde sopa kovaladim gelenleri 😛

    Birken cok olma kismi, ego ve daha pek cok sey ile ilintili. Sen en basindan beri farkliydin, farklisin, farkli olacaksin.

  • 28 Kasım 2012 tarihinde ömür gür dedi ki;

    Güzel ve de akıllı kadın,sonunda bizlere döndün ya gerisi vız gelir tırıs gider.Bu aralar,oreo büskivi ile olan tarifler çokça dönüyor internette,senin gözünden kaçmaz bilirim,tarif bekleniyor efendim,sevgiler

  • 28 Kasım 2012 tarihinde zarpandit dedi ki;

    sen sakin yazmışsın ben bildiğin patlamıştım iyi iyi bence gayet iyi :)
    not: ruby sparks’a iki kalp koydum.

  • 29 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Bir, iki, üç… Çoğalmaya devam Akın Abim… :) Sevgilerimi çok çok gönderiyorum, saygılarımla birlikte..

  • 29 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Fulya Hanım, ben ne kadar içimden gelerek yazmışsam, siz de yorumu o kadar içten yazmışsınız:) Ne güzelsiniz… Sevgilerimizle.

  • 29 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Sen var ya hala kırmızı ve hatta kıpkırmızısın benim için Bercestem :)

  • 29 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Ömür, Şu anda o Orealar kovalıyor beni. Acaba Negro ile uyarlama yapsam uygun olur mu? (Gizli reklam gibi oldu)

  • 29 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Zarpandit; Kalpleri ben aldım üstüme :)

  • 29 Kasım 2012 tarihinde güzin dedi ki;

    o kadar enteresan bir kişiliksin ki..arkadaşlarını kıskanıyorum açıkçası:))

  • 29 Kasım 2012 tarihinde ömür gür dedi ki;

    boşver oreo’ları,yerli malı yurdum malı,herkes onu kullanmalı.isim mecburiyetten,reklama girmez,ayrıca sen yaparsan da çok nefis olacağını adım gibi biliyorum,yaşasın Ayşem geri döndüüü

  • 30 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Güzin, arkadaşım olur musun? :)

  • 30 Kasım 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Ömür sabah sabah enerjini aldım :) yippuuu…

  • 21 Aralık 2012 tarihinde Gülçin cedid dedi ki;

    Ayşem çok güzel bir yazı olmuş.Kalemine sağlık,egonu yaptığın tariflerin arasından çıkarıp bizlerle paylaşman çok insani,yani sadece tarifi paylaşırsak duygular nerede ,bence tarifleri uygularkende duygular onlarla birlikte yoğurulup şekillenmiş olarak bize ulaşıyor ama böylesi daha net ve içten.Sevgiler

  • 24 Aralık 2012 tarihinde Ayşem Öztaş(Yazar) dedi ki;

    Teşekkür ederim Gülçin :)

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad:
    Yorum:

    Ayşem Öztaş

    O sanatçı, O pastacı, O sihirbaz, O becerikli, O yaratıcı, O sabırlı, O sevgi dolu, O hayatı işiyle bütünleştirebilen nadir insanlardan, O anne, O hayat dolu, O insanla, O sevgili bir eş…

    1972 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü Mezunu. Yaklaşık 10 yıl Ankara’da ve 3 Yıl Istanbul’da geçen ağırlıklı Elektronik sektöründe geçen satış ve pazarlama üzerine iş hayatı… Hep insanla hep müşteri ile hep hayatın içinde.

    Devamını Oku...

      James Oliver